Daha Yüksek Büyüme Oranlarına İhtiyaç Duyuyoruz 24/01/2017

Daha Yüksek Büyüme Oranlarına İhtiyaç Duyuyoruz

2016 yılının ilk yarısı ve ikinci yarısı, Türkiye’nin çelik üretimi ve tüketimi açısından farklı gelişmelere sahne oldu. Yılın ilk yarısında ham çelik üretimi, girdi maliyetleri arasındaki hurda aleyhine olan dengesizlik ile dünya çelik üretimindeki arz fazlalığının baskısı altında kalırken, yılın ikinci yarısında demir cevheri ve kömür fiyatlarındaki artışın, elektrik ark ocaklı tesislere sağladığı nispeten avantajlı şartlara bağlı olarak, üretim artışı hızlandı. Yıla hızlı artışla giren tüketim ise, ikinci yarıda ekonomideki yavaşlamaya paralel olarak, ilk yarıdaki kazançlarını sıfırlayan bir noktada yılı tamamladı. 2016 yılında toplam ham çelik üretimi yüzde 5.3 oranında artışla 33.2 milyon tona ulaşırken, tüketimin, geçen yılın tüketimi ile benzer seviyelerde gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz.

2016 yılında, elektrik ark ocaklı tesislerin ham çelik üretimi % 6.8 oranında artarken, entegre tesislerin üretimindeki yükseliş % 2.6 seviyesinde kaldı. Elektrik ark ocaklı tesislerin üretimindeki artışta, 2012-2015 döneminde üretimin % 23 oranında düşmüş olmasının yol açtığı baz etkisinden kaynaklanan toparlanma önemli bir paya sahip oldu. Aynı dönemde % 18 oranında artış gösteren entegre tesislerde ise, yeni kapasitelerin devreye girmesinin de katkısı ile, üretim artışı devam etti. 2016 yılında düşüşün sona ermesine ve üretimin artışa geçmiş olmasına rağmen, üretim elektrik ark ocaklı tesislerde 2012 yılındaki seviyesine kıyasla % 18, toplam üretimde ise % 7.5 oranında daha düşük bir seviyede kaldı. Ürünler itibariyle ise, üretim artışının tamamının slabda yaşandığı, büyüyen ithalat baskısı nedeniyle, kütük üretiminin % 0.8 oranında gerilediği, slab üretiminin % 22.4 oranında artış gösterdiği ve bugüne kadarki en yüksek seviyesine yükseldiği gözlendi. 

Ancak geçmiş yılların kayıplarının telafi edilebilmesi için daha yüksek büyüme oranlarına ihtiyaç duyuyoruz. Hurda/demir cevheri maliyetlerinin makûl seviyelerde dengelenmiş olmasının ve Çin’in dünya çelik piyasalarında karşılaştığı keskin reaksiyon sonrasında, dampingli fiyatlar konusunda daha temkinli bir tutum sergilemeye başlamasının, Türkiye’nin çelik ürünleri ithalatının gerileme eğilimi içerisine girmesinin, sektörümüzün performansında belirleyici rol oynayacağını, ayrıca, 2017 yılında ertelenmiş yatırımların devreye girmesinin yurt içi talepte ve üretimde artışı destekleyeceğini değerlendiriyoruz. Bu cümleden olarak, 2017 yılında, ham çelik üretiminin yüzde 5 civarında artışla, 35 milyon tona ulaşacağını,  2016 yılında yüzde 66 seviyesinde bulunan kapasite kullanım oranının, 2017 yılında üretimde beklenen artışla birlikte, yüzde 69 seviyesine çıkacağını tahmin ediyoruz. 2012-2016 döneminde miktar açısından yüzde17, değer açısından ise, yüzde 38 oranında gerileyen Türkiye’nin çelik ürünleri ihracatının, 2017 yılından itibaren yeniden yükselme eğilimine gireceğini değerlendiriyoruz.

İhracattaki azalmanın durmuş ve ithalatın gerilemeye başlamış olması nedeniyle, 2016 yılında, son 3 yıldan bu yana düşüş gösteren çelik ürünleri ihracatının ithalatı karşılama oranının, yeniden yükselmeye başladığını gözlüyoruz. 2017 yılında, sektörün ihracatının yeniden artış eğilimine gireceğini, çelik ürünleri ithalatının ve iç tüketimde ithal ürünlerin payının azalacağını tahmin ediyoruz.

Çin’deki yüksek kapasitenin ve iç tüketimlerindeki düşüş sebebiyle, zaman zaman ihraç pazarlarda başvurulan dampingli satışların yarattığı baskının, Türkiye ve dünya çelik sektörü için tehdit unsuru olarak varlığını sürdüreceğini, ancak Çin’in, Türkiye dışında tüm büyük çelik ithalatçısı ülkelerden görmüş olduğu keskin reaksiyon sonrasında, eskisi kadar rahat davranamayacağını tahmin ediyoruz.

Yaşanan tüm ekonomik ve siyasi olumsuzluklara ve yılın ilk ayından itibaren, enerji yönetimindeki beceriksizlikler nedeniyle, üretimdeki mecburi duruşlara rağmen, ekonomideki büyümenin devam edeceğini, 2017 yılında Türkiye’nin, AB ile yaşamakta olduğu problemlerin, tarafların meseleye sağduyulu yaklaşmasıyla aşılacağını, ilişkilerdeki olumsuzlukların iki tarafın pozisyonlarını gözden geçirerek, karşılıklı beklentileri daha iyi değerlendirecek ve çıkmaza götürmeyecek bir yaklaşım benimsemeleri ile olumluya dönüşeceğini, bunun da hem üretim artışı hem de oluşacak ilave taleple, ekonomiye ve sektöre olumlu etkilerde bulunacağını değerlendiriyoruz. 

Bu cümleden olarak, 2016 yılında yaşanan duraklamadan sonra, 2017 yılında ekonomik büyümeye paralel bir şekilde, Türkiye’nin çelik tüketiminin yeniden artış trendine gireceğini; fiyatların ise, girdi maliyetlerindeki gevşemenin ve Çin’in kısmen piyasalardan çekilmesinin de etkisi ile, daha sürdürülebilir bir çerçeveye oturacağını, genel olarak çelik tüketiminin, 2017 yılında yüzde 4 civarında artışla, 36 milyon ton seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyoruz.